|
||
|
|||||||
| Bilgilendirici İnternette ya da gerçek hayatta insanların aklına takılan birçok konuda yardım alabilecekleri sabit bilgi arşivimiz. |
![]() |
|
|
Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 | |||||
|
i'm afraid of happy
people. they're
chemically
imbalanced..
Tiryakisi oldu
|
Tag: Memento Mori (!) indir Memento Mori (!) resimleri Memento Mori (!) izle Muzaffer bir Roma generali, savaştan galip çıkıp sokaklarda zafer turu atarken, arkasındaki aciz köle geleneklerin icap ettirdiği şekilde kulağına eğilip şunları söyler: "Arkana bak! Sadece bir insansın, hatırla!" ("Respice post te! Hominem te esse memento!"). Bugün en tepede olsan da, yarın başka bir gün olacak. Kişi ne kadar güçlü olursa olsun, sonuçta bir faniden başka bir şey değildir. Bu hatırlatma, o zamanlardan günümüze "MEMENTO MORI"; yani, "Fani olduğunu hatırla" cümlesiyle bir anekdot mahiyetinde geçmiş. Bizim Zincirlikuyu Mezarlığı'nın girişinde yazan "Her Fani Ölümü Tadacaktır" ibaresi, müslüman kişilere aynı şeyi tüyler ürperterek hatırlatır. Zaten müslüman ülkeler ve Doğu Avrupa'nın bazı yerleri dışında mezarlıkları şehrlerin içinde pek göremezsiniz. Hatırlamaktan korkarcasına yerleşim yerlerden uzakta ayarlanır ebedi istirahatgahlar. Bu anekdotun Tertullian'ın Apologeticus'unun 33. Bölümünde yer alıyor olması, İncilde (1 Thessalonians 5:23) insanı oluşturan 3 hayat elementinden; -Tanrıdan aldığımız can, irade ve arzularımızdan oluşan ruh ve etten ibaret vücut-tan bahsedilmesiyle alakalı mıdır bilinmez, ancak Tevratta Ecclesiastes'te "İnsanlar fanidir. Onları Tanrı böyle yapmıştır (Tanrı, böyle olmalarını istemiştir). Faniliklerine yenilmeleri de keza onun yaratışından ötürüdür." diye yazar. Kur'an'ın Yûnus'da verdiği mesaj da gayet net ve açıktır: "Ey insanlar taşkınlığınız kendi aleyhinizedir. Sadece fani dünyanın zevkinden (başka bir şey elde edemezsiniz). Sonra bize dönersiniz, biz de size bütün yaptıklarınızı haber veririz.” (Yûnus, 10/22-23).
Biraz ağır girdim sanırım konuya. Hemen o kadar karartmayın içinizi. "Tecavüz kaçınılmazsa bacaklarını açıp zevk almaya bak" da demiş birileri tüm bunların yanı-sıra... Her ne kadar Roma'da aşşağılık bir kölenin, muzaffer bir generale bir gün kendisi gibi öleceğini hatırlatma selahiyetine sahip olması çok ciddi bir şeymiş gibi gelse de, tarzları daha çok "vur patlasın, çal oynasın"a yakınmış. Belki de zamanı gelince olacaklar belirsiz olduğundan, belki de fazla takmadıklarındandır bilinmez, "Carpe Diem"; yani "Bugüne sarıl" diye bir tema daha icat etmişler. Horaşyus, Ode'sinde Nunc est bibendum, nunc pede libero pulsanda tellus.; yani; "Şimdi içmek zamanıdır. Şİmdi, dansetmek zamanı, dünyada serbest kalacak" deyivermiş. Eh, onlarınki can da hristiyanlarınki patlıcan değil ya, Yeni Amerikan İncili'nde "Yiyin, için. Yarın öleceğiz" lafı hemen yerini almış. Edward Fitzgerald, Ömer Hayyam'ın Rubaiyatından "İçin! çünkü bir kere öldüğünüzde bir daha geri dönemeyeceksiniz" çümlelerini çevirmiş. Benim hatırladığım kadarıyla tam olarak "Ey insan oğlunun doğurduğu insan! Seni bir zevk anıdır dünyaya salan. Boşuna mı şarap iç diyorum sana?, bir gittin mi bir daha dönmek yok, inan!" şeklindeydi. Herneyse... Efendim, bu ikilem, tarih boyunca nice felsefeye şekil vermiş. Freud insanları "cinsel arzularıyla (Libido) yönlendirilenler" ve "ölüm korkusuyla (Thanatos) yönlendirilenler" diye ayırmadan çok önce, 17. yy Amerikasındakı Puritan Cemiyeti'nin, Tanrı inancını sekteye uğrattığı, yaratıcılık kavramını tanrıdan uzaklaştıracağı ve Tanrıdan uzaklaşan bir şeyin artık Şeytan'a ait olacağı gerekçesiyle sanatı aşağılamaları, bizdeki 'insan suretlemenin günah olduğu' düşüncesinin hemen hemen aynıdır. Antropolojide, bir toplumu tanımak için bakılan, ele alınan ilk unsurlar, doğum ve ölümün uyandırdığı gibi güçlü hisler uyandıran olguların yansımalarıdır. Bir kadının askerdeki eşine yazdığı mektupta, bir ölünün arkasından yakılan ağıtta, bir düğün davetiyesinde, yeni doğan albümlerindeki mesajlarda, sahiplerinin mensubu olduğu toplumlar hakkında ince detaylar gizlidir. Vikinglerin savaşta öldükleri taktirde tanrıları Odin'in yanına götürüleceklerine inanmaları, yunanlıların ölülerinin ağzına para koymaları, bazı akdeniz kültürlerinde (bizler tam tersi olmasına alışıkken) doğum günü sahibinin misafirlerine pasta yapması ve onlara hediye alması gibi detaylardan başlanarak önemli bulgulara varılır. Doğum sevindirici bir hadise iken ölüm çoğunlukla rahatsızlıkla karşılanır. Başta söylediğim gibi, belki de sonrası belirsiz olduğundan, ölüler çoğunlukla varoluşlarının düşündürdüğü şekilde uğurlanırlar. Çok basitçe örneklemek gerekirse, ölülerini yakanlar ateş kültlerine, gömenler ise toprak kültlerine mensup varsayılırlar. Buna dayanarak, ölülerini akbabaların yemesi için hazırlayan Aryanlar ya da Parsilerin gayet naturalist oldukları, hatta Ana Tanrıça'nın Kültü'nün izlerini taşıyor olduklarını söylemek (eksik olsa da) yanlış olmaz. Ölünün nereye gittiği bilinmez, ama her zaman onlardan arta kalan birşeyler vardır. Geride birşeyler bırakmaya çalışmak, insanın faniliğine bir isyan gibidir. Maalesef hepimiz, nesilden nesile söylenecek şarkılar yazabilecek kadar yetenekli değiliz. Ya da hayatımız boyunca tarihin yazacağı kadar önemli bir işe imza atamayacağız. Çoğumuzun yaptığı resimler de müzayedelerde kolleksiyonculara sunulmayacak. Ama belki görenleri hafif tebessüm ettirmek için, belki ruhumuzu bir duayla kutsayıp acımızı hafifletmek için, belki naçiz hayatımızı bir iki kelimeyle özetlemek, belki de hocanın verdiği talkımı duymayacağımız ihtimali düşünüldüğünden; karanlık, ıslak kabrimizde doğrup kafamızı baştaşına çarpanda "aha! ben ölmüşüm lan!" diyelim, ve kaderimize razı olup burnumuzun düşmesini sükunetle bekleyelim diye tepemize bir taş dikecekler. |
| Destekleyenler & Desteklenenler |