Felsefe Konulari

Geri Dön   Ekshi forum | Bizigidibizi > Genel forumlar > Eğitim öğretim > Öss
Facebook

Öss Öss soruları ve cevapları. Sınav merkezleri hakkında paylaşımlar, öss hakkındaki fikirleriniz.


Reklam


Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 03-07-2007, 17:48   #1
 
ordinaryüs - ait Avatar

Tanımlı

Felsefe Konulari

Felsefe Konulari


Etiket: Felsefe Konulari izle, Felsefe Konulari indir, Felsefe Konulari nedir.
FELSEFEYE GİRİŞ
İnsanların çeşitli hobileri vardır. Kimi sanatla, kimi sporla ilgilenir, kimileri de okumaktan hoşlanırlar. Hobi olarak arabalarla veya değerli taşlarla ilgilenen kimse, başkalarının da bunlarla aynı derecede ilgilenmesini bekleyemez.

Peki tüm insanları ilgilendirmesi gereken, kim olursa ve nerede yaşıyor olursa olsun bütün insanları ilgilendiren şeyler var mıdır? Bu soruya verilebilecek cevap “evet” tir. Tüm insanları ilgilendiren ve tüm insanların sormaları gereken bazı sorular vardır.

Hayatta en önemli şey nedir? diye sorulsa açlığın sınırında olan bir kişi “yiyecek” der. Sıcaktan bunalan bir kişi “serinlik” der. Kendisini yalnız hisseden birisi, “başka insanlarla beraber olmak” der.
Acaba tüm bu ihtiyaçlar karşılansa, yine de tüm insanları ilgilendiren ve ihtiyaç duydukları başka şeyler var mıdır? Evet, her şeyin ötesinde, insanların ihtiyaç duyduğu başka bir şey vardır: “İnsanlar, kim olduklarını ve neden yaşadıklarını bilmek” isterler.

Dünyanın ve yaşamın nasıl meydana geldiği sorusu, geçen yıl hangi takımın şampiyon olduğu sorusundan daha önemli ve büyük bir sorudur.

Felsefeyle tanışmanın yolu bazı sorular sormaktan geçer: Dünya nasıl yaratıldı, olan bitenin arkasında bir güç ve anlam var mı, ölümden sonra bir hayat var mı? vb.

Bu türden sorular çağlar boyunca insanları meşgul etmiştir. Yeryüzünde, insanın ne olduğunu ve dünyanın nasıl oluştuğunu sorgulamamış hiçbir uygarlık yoktur. Günümüzde de insanlar bu türden sorulara kendi cevaplarını vermek zorundadırlar. Tanrının varolup olmadığını veya öldükten sonra hayat olup olmadığını bir ansiklopediye bakıp öğrenemeyiz. Ansiklopediler bize nasıl yaşamamız gerektiğini de anlatamaz. Öte yandan bu güne kadar yaşamış başkalarının neler düşündüğünü bilmek, kendi dünya görüşümüzü oluşturmamıza yardım edebilir.

Eskiden sorulan soruların bir kısmını bugün bilim yanıtlamıştır. Bir zamanlar Ay’ın arka yüzünün nasıl olduğu insanlar için müthiş bir sırdı. Oysa bugün biz Ay’ın arka yüzünün nasıl olduğunu tam tamına bilebiliyoruz.

Felsefe, insanların hayretinden doğmuştur. İnsanlar, kendi varoluşlarına şaşarlar. Zaten felsefi soruların pek çoğu da böyle ortaya çıkar. Felsefi sorular, herkesi ilgilendirmekle beraber herkes filozof olamaz.

Değişik nedenlerden dolayı insanlar, gündelik hayatın öyle esiri olurlar ki hayatı sorgulamak onlar için çok geride kalır. Filozoflar için dünya, akıl almaz sırlarla dolu gizemli bir yerdir.

Felsefe deyince İ.Ö. 600 yıllarında doğmuş yeni bir düşünce biçimini vurguluyoruz. Felsefe terimini tarihte ilk kez Pythagoras’ın kullandığı ileri sürülür. Felsefe kelimesi Yunanca PHİLOSOPHİA teriminden gelmektedir. “Bilgiyi veya bilgeliği sevmek, araştırmak ve peşinden koşmak” anlamına gelmektedir. Bilginin sevilmesi ve istenmesi olarak felsefeyle uğraşanlara da filozof veya bilge insan denilmektedir. Bilginin ve bilgeliğin ne olduğu, felsefenin nasıl tanımlanacağı konusunda çok değişik görüşler vardır. Bu nedenle felsefenin tek bir tanımını yapmak oldukça zordur.

Felsefe insan düşüncesinin gelişimi sürecinde ortaya çıkmış bir bilgi türüdür. İnsanlar önceleri mitolojik bir yaklaşımla var olanı kavramaya çalışmışlardır. Efsane, söylenti, mit, hikaye, masal vb. gibi anlatılanların doğrultusunda evren açıklanmaktaydı. Buradaki bilgi insana ait değil, mitolojik varlıkların bilgisiydi.

İnsanlar mitoslardan sonra; dinsel açıklamalarla kendilerini ve evreni,dünyayı anlamaya çalışmışlardır. Fakat insanoğlu kne mitsel ne de dinsel öğreti ile yetindi. O, kendi aklı ve düşüncesiyle var olan her şeyi sorgulayarak felsefeyi ortaya çıkardı. Felsefe insan ürünü olan bir bilgidir.

Felsefe: İnsan evren ve değerleri açıklama amacıyla sürdürülen en geniş bir araştırma, birleştirici ve bütünleştirici bir açıklama gayretidir. İnsan merakının sistemli olarak tatmin edilmesidir.

Niçin felsefe gereklidir? Felsefe, düşünmeyi öğreten bir sanattır. Bizler insanız; akıl sahibi bir varlık olarak insanın en temel özelliği , düşünmesini bilmesi ve düşündüğünü çeşitli şekillerde diğer insanlara aktarmasıdır. Bu farklılığı bilinçli bir şekilde ortaya koymak ancak felsefe ile olanaklıdır. İnsanın doğası onun düşünmesi gerektiğini söyler. Felsefe, insanın aklının veya diğer düşünme yeteneklerini kullanarak var olan hakkında soru sorup, cevap arama etkinliğidir.

1. Felsefenin Özellikleri

a. Felsefe hakikatı araştırırken tüm zamanlar için geçerli olabilecek bilgiler ortaya koymaya çalışmaz.

b. Felsefe var olan her şey üzerinde düşünür. Onların neden başka türlü değil de, böyle olduklarını ve nereden geldiklerini yorumlar, onların içerikleri hakkında sorular sorar.

c. Felsefede sorular sorularak hakikat aranır; hatta bu sorular cevaplarından daha önemlidir.

d. Felsefe var olan şeylerin bütünü üzerinde durur ve var olan şeylerin ortak olan, birleştirici olan niteliğini ortaya koymaya çalışır.

e. Felsefe ile toplum arasında çok yakın bir ilişki vardır. Birbirlerinden etkilenirler.

f. Felsefenin sorularını filozof sorar. Filozof ile diğer insanların soru sorma biçiminde farklılık vardır. Günlük sorularda eylemde bulunmak, felsefenin sorularında ise aklın gücüne başvurmak gerekir.

g. Felsefe yapmak kolay değildir. Ancak zahmetli ve uzun bir uğraşın sonunda düşünmeyi becerenler felsefe yapabilir.

2. Felsefenin İşlevleri

a. Felsefe sayesinde binlerce yıldan beri ortaya konan fikir ve düşünceleri, bu düşünceleri yansıtan kavramları tanıma olanağı ortaya çıkar.

b. İnsanların anlama ve gerçeği görme ihtiyaçlarını giderir.

c. Felsefe büyük oluşum ve düşüncelerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.

d. İnsanların her şeyi olduğu gibi kabul etmeleri yerine daha iyiye ulaşabilmek için sorgulayabilmelerine katkıda bulunur.

e. Felsefe henüz bilinmeyen konular üzerinde düşünmemizi sağlayarak, dünya görüşümüzü genişletir.

f. Felsefenin yöntemleri insana hemen her konuda akıl yürütebilmesi için gerekli temelleri sağlar.

g. Felsefe, ürettiği sorularla bilime yardımcı olur.

BİLGİ VE BİLGİ TÜRLERİ

İnsanoğlu kendi dışındaki nesneleri algıladığı gibi, kendi iç dünyasını da algılar. İnsandaki bu algılama ve tanıma etkinliğine “bilme”, elde edilene de “bilgi” denir. Bilginin oluşumunda iki öğe vardır. Bunlardan birisi algılayan, bilen, yani insandır. Diğeri ise bilinen, araştırılan, kendisine yönelinen şeydir. Bilgi edinme eyleminde bilene süje (özne), bilinene ise obje (nesne) adı verilir. Bu durumda bilginin süje ile obje arasındaki bir ilişki sonucunda ortaya çıktığı söylenebilir. Bilgi edinme yalnızca algıya dayanmaz, düşünme de bilgi edinme yollarından biridir. Hem gerçek olanları hem de gerçek olmayanları içine alır.

1. Gündelik (Ampirik, Düzensiz) Bilgi

Bunlar günlük yaşamı kolaylaştıran bilgilerdir. Bu bilginin kaynağı duyu ve deneyimlerdir; geçerliliği ve doğruluğu kişisel deneyime dayanır; belli bir yöntemle elde edilmemiştir; genel geçerliliği yoktur; tesadüflerle veya başkalarından görmekle kazanılmıştır.

Subjektiftir.
Sonuçları kesin değildir.
Yararlı bir bilgidir; ama bazen insanları yanıltabilir.
Yöntemsiz olarak elde edilir.
Sistemli değildir.
2. Dini Bilgi

Din, mutlak varlığa ve onun vahiy ile bildirdiklerine dayanan bir sistemdir. Tanrı’nın mutlak gerçekliği, dinde her şeyi kuşatır. Dinde süje ve obje ilişkisi inanç bağı ile kurulmuştur. Tanrı’nın insanlar içinde seçtiği elçileri yani peygamberleri bir takım temel hakikatleri bildirmişlerdir.

3. Sanat Bilgisi

Sanat, güzeli yaratan, gerçekliği simgelerle anlatan etkinliktir. Hoşa giden, düşündüren biçimler yaratma çabasıdır. Sanatçı ile yöneldiği nesne arasındaki ilgiden doğan bir bilgidir.

Akla değil, duyguya, coşkuya ve sezgiye dayanır.
İfade araçları diğerlerinden farklıdır. (Ses, renk ve çeşitli şekiller)
Özneldir.
Yaratıcılığa dayanır.
Ürünleri somuttur.
4. Teknik Bilgi

Teknik, doğadaki nesneleri, bir amaca yönelik olarak araç haline getirmektir. Tekniğin amacı insan hayatını kolaylaştırmaktır. Tekniğin gelişimi ile bilimin gelişimi arasında sıkı bir bağ vardır. Teknik bilgide süje obje ilişkisi, bilim bilgisini uygulayarak hayatı kolaylaştırmak amacıyla kurulmaktadır.

İnsanlara yarar sağlar.
İnsanın yaşamını kolaylaştırır.
5. Bilimsel Bilgi

Evreni, toplumu ve insanı araştırma konusu yapan, bu araştırma konuları üzerinde, gözleme, deneye ve akla dayanarak, yöntemli bir şekilde elde edilen düzenli bilgiye bilimsel bilgi denir. Alanı çok geniştir. Konularını sebeplilik ilişkisine göre araştırır. Konusu ve yöntemi bakımından üçe ayrılır.

a. Formel Bilimler (İdeal Bilimler)

Bunlar doğada bulunmayan, duyularla algılanamayan, yalnızca düşüncede olan soyut objeleri konu alırlar.

Matematik ve mantık formel bilimlerdir. Bu bilimlerin konuları doğada yoktur. Bu nedenle onları deney yöntemiyle incelemek mümkün değildir. Kullandıkları yöntem tümdengelim (dedüksiyon) dir.

b. Doğa Bilimleri

Doğadaki olayları konu alan fizik, kimya, jeoloji, astronomi ve biyoloji gibi bilimlerdir. Konularını deney ve gözlemle incelerler. Tümevarım (endüksiyon) yöntemini kullanarak yasalara ulaşırlar. Temel özelliği olgusal oluşlarıdır. Bu durum, yargıların doğrudan ya da dolaylı gözlenebilen varlıklardan kaynaklandığını belirtir. Doğa bilimlerinde determinizm (nedenselllik, yani aynı nedenler aynı koşullarda aynı sonucu verir) anlayışı vardır.

c. İnsan Bilimleri

Bu bilimler insanları değişik yönleriyle ele alan bilim dallarıdır. Bunlara manevi bilimler de denir. Tarih, sosyoloji, psikoloji, antropoloji gibi bilimlerdir. Konuları insanın varlığı, yapıp ettikleri, bilgisi ve iradesiyle meydana getirdiği olaylardır. Kullandıkları yöntem “anlama” dır.

Bilimin özellikleri

Tümevarım yöntemini kullanırlar.
Yasa ve genellemelere ulaşmaya çalışırlar.
Evrenseldir.
Nesneldir.
Kesindir, doğrulanabilme özelliği vardır.
Birikimli olarak ilerler.
Akıl ve mantık ilkelerini kullanır.
Uygulanabilir.
Değişebilme ve kendini yenileme özelliğine sahiptir.
Olgusaldır.
Tekrarlanma özelliğine sahiptir.
6. Felsefe Bilgisi

Felsefe bilgisi, insanın, evrenin niteliği ve yapısı hakkında gözlemlerine dayanarak düşünmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Evreni parçalara ayırmadan, bir bütün olarak kavramaya yönelik kuramsal araştırmalarla başlamıştır.

a. Felsefe Bilgisinin Özellikleri

Felsefenin açıklamalarında “kesinlik” ya da “bitmişlik” yoktur.
Felsefede filozofun kişiliği ve geçmiş yaşantısı önemli rol oynar.
Kapsamlı ve bütüncül bir bilgidir.
Esnek olup kendini daima yenileyebilir.
Mantık ilkelerinden yararlanır; sistemli ve tutarlı bir bilgidir.
Felsefe bilgisinin bilimlerdeki gibi öğrenilecek doğruları yoktur.
Eleştirel ve sorgulayıcıdır.
Olması gerekeni inceler.
Yığılan (kümülatif) bir bilgidir. Bu nedenle tarihinden soyutlanamaz.
Olgulara dayanma zorunluluğu yoktur.
Çağının koşullarından etkilenir.
Bilimlerin doğuşuna kaynaklık etmiştir.
Evrensel bir bilgidir.
Teknolojisi yoktur.
b. Felsefenin Çeşitli Alanlarla İlişkisi

ba. Felsefe – Bilim

Başlangıçta felsefe ile bilim birleşik bir durumdaydı. Tüm bilimler, önce matematik olmak üzere farklı zamanlarda felsefeden ayrılmışlardır. Felsefe de, bilim de sistemli bir şekilde hakikati ararlar. Düşünme ilkelerine uyarlar, eleştiriye açıktırlar, evreni, insanı, yaşamı açıklamaya çalışırlar.

Bunlara karşılık aralarında önemli farklılıklar vardır. Felsefe evreni bir bütün olarak ele alır ve daha çok soyut olaylarla ilgilenir.

Bilim ise kendisini duyu organlarıyla sınırlamıştır, doğayı ve evreni parçalara bölerek inceler. Felsefe bilginin temeline inmeye çalışır. Bilim, bilgi edinmeye çalışır ama bilginin temelini irdelemez.

bb. Felsefe – Din

Felsefe dine karşı değildir; felsefe için din, incelenecek konulardan sadece biridir. Felsefenin konusu içerisine giren bazı sorunlar dinin de konuları arasında yer alırlar.

Fakat felsefe ile dinin problemlere yaklaşımları çok farklıdır. Felsefe, problemleri akla, mantığa ve gerçeğe dayanarak çözmeye çalışır. Eleştiriler yapar. Oysa dinde esas olan imandır. Cevaplardan kuşku duyulamaz.

Bu bakımlardan felsefe ve din, birbirleriyle bağdaşmaz görünümdedirler. Fakat dindar bilinen nice düşünür felsefe yapmıştır, niceleri de felsefeyi sürdürmektedirler.
Eski 03-07-2007, 17:49   #2
 
ordinaryüs - ait Avatar

Tanımlı


BİLGİ FELSEFESİ
Felsefenin, insan bilgisinin yapısını ve geçerliliğini ele alan dalına bilgi felsefesi denir. O, belli bir bilgi türünü değil de, bilen özne ile bilinen obje arasındaki ilişki ile ortaya konulan bilgi sürecini genel olarak ele alır; bu sürece giren tüm öğeleri inceler. İnsanın sahip olduğu akıl, sezgi gibi yetilerinin insan zihninde olup olmadığı, varsa görünüşleri ve ötesindeki varlığı bilmemize imkân verip vermeyeceği gibi problemler ve bunların çözümlerini araştırır.

1. Bilgi Kuramının Temel Kavramları

a. Doğruluk

Bir düşünceyi dile getiren yargının gerçek ile uyuşmasıdır. Bilginin nesnesiyle çakışmasıdır.

“Ankara başkenttir” yargısı doğru, “İstanbul başkenttir” yargısı doğru değildir. Bu yargılardan birincisi gerçeği dile getirir, diğeri getirmez.

b. Gerçeklik

Gerçeklik, bir varoluş tarzını belirtir. Varlığın insan zihninden bağımsız olarak var oluşunu temsil eder. Su, Dünya, Güneş, çiçek varolan birer gerçeklik örneğidir. Kaf Dağı, devler ise gerçeklik örneği değildir. Buna göre “Dünya” gerçek, “Dünya dönüyor” yargısı ise doğrudur.

c. Temellendirme

Bir iddiayı savunmaya yönelik olarak mantıksal gerekçelerin tutarlılık içinde ortaya konulmasıdır. Filozofların yaptıkları, iddialarını savunmak için temel dayanaklarını ortaya koyarak görüşlerini temellendirmektir. Bilginin insan zihninde doğuştan yer aldığını savunan bir filozof, bu görüşünü temellendirmek durumundadır. “Benim kanaatlerim öyle olduğunu bildiriyor” şeklinde kestirme cevaplarla görüşünü savunamaz.

2. Bilgi Felsefesinin Temel Soruları

a. Bilginin Kaynağı

İnsan, genel bir düşünce ile, kendisini kuşatan evrenle ilgili bir takım bilgilere sahip olur. Zihnimizde iyiliğe, kötülüğe, güzelliğe, hakikat ve hayata, matematik prensiplerine vb. ait bilgiler vardır. Acaba zihindeki mevcut bilgiler nasıl meydana gelmiştir, nasıl meydana geliyor? Bilgilerin meydana gelmesinde rol oynayan faktörler nelerdir? Akıl mı, deney mi; yoksa bunlardan tamamıyla farklı başka faktörler var mıdır?

Bütün bu sorulara;

Rasyonalistler, bilginin akla dayandığını,
Empristler, bilginin deneye dayandığını,
Sensualistler, bilginin duyuma dayandığını,
Entüisyonistler, bilginin sezgiye dayandığını,
ileri sürerek birbirlerinden farklı şekilde açıklık getirmeye çalışmışlardır.

b. Bilginin Değeri

Bilginin, araştırdığı olaya ve konuya uygunluğu demektir. Doğru bilgi, açıkladığı gerçekliği olduğu gibi yansıtan bir bilgidir. Örneğin “Şu kalem kırmızıdır” gibi bir önermede, işaret ettiğim kalem gerçekten kırmızı ise, doğrudur.

Elde ettiğimiz bilgi, objesine uygun mudur, değil midir? Varlığın doğru bilgisine ulaşılabilir mi? Bilgi gerçeği verebilir mi? gibi sorular da hangi bilginin doğru olduğuna açıklık getirmeye çalışır.

Bilginin değeri ile ilgili sorular bizi “doğru bilginin imkânı” problemine götürmüştür. Felsefe tarihinde bu soruya iki şekilde cevap verilmiştir.

3. Bilgi Felsefesinin Temel Problemi

(Doğru Bilginin İmkanı Problemi)

a. Doğru Bilginin İmkânsızlığı

aa. Septisizm (Şüphecilik)

İnsan zihninin değişmez bir gerçeğe ulaşamayacağını, hakikat olarak kabul edilebilecek bir şey için zihnimizde bir ayraç bulunmadığını, bundan dolayı da kesin hükümler vermekten kaçınmamızın ve herşeyden “prensip olarak şüphe etmemizin” doğru olacağını kabul eden görüştür. Şüphecilik, bir bilginin doğru ya da yanlışlığına ait yargıyı kabul etmediği gibi inkâr da etmez. Sadece bu bilgilerden şüphe eder.

Süpheciliğin kurucusu olan Pyrrhon’a göre hiçbir şey ne doğrudur ne de yanlıştır. Her yargı ve her yargının çelişiği için aynı nedenler bulunabilir. Doğruyu yanlıştan ayıracak bir ölçüt olmadığına göre varlıklar hakkında çelişik yargılar ileri sürülebilir. Bu nedenle yargıda bulunmaktan kaçınılmalıdır.

Süpheci filozoflardan Timon’a göre ise;

Nesnelerin gerçek yapısı bilinemez,
Bu nedenle her türlü yargıdan kaçınmalıyız,
Böylelikle ruhun sarsılmazlığına yani mutluluğa ulaşırız, görüşünü ortaya koymmuştur.
ab. Sofistler

Sofist Protagoras, “İnsan her şeyin ölçüsüdür” di-yerek, doğruluğun insanlara göre değiştiğini ileri sürmüştür. Üşüyen insan için rüzgarın soğuk, üşümeyen için soğuk olmadığını belirterek herkes için geçerli mutlak bir bilginin olamayacağını savunmuştur.

Bilginin imkânsızlığını ileri süren sofist filozoflardan Gorgias bu görüşünü,

“Hiçbirşey yoktur, olsa bile bunu bilemezdik, bilseydik de başkalarına bildiremezdik” sözleriyle dile getirmiştir.

b. Doğru Bilginin İmkanı

ba. Dogmatizm

Bilginin kesin ve değişmez nitelikte olup olamayacağını hiçbir eleştiriye tabi tutmadan, aklın mutlak ve değişmez olanı bilebileceğini, düşünme ve akıl yoluyla değişmez, kesin gerçeklere ulaşılabileceğini kabul eden öğretidir.

Dogmatik düşüncenin ilk temsilcileri ilkçağ doğa filozoflarıdır. Bu filozoflar evrenin özünü, ana maddesini bir ilk prensibe dayandırarak, bunu kesin olarak bildiklerini ileri sürmüşlerdir. İşte bu ilk nedenin ne olduğunu kesin olarak bildiklerini kabul ve iddia eden bu filozoflara dogmatik filozoflar denilir.

bb. Rasyonalizm (Akılcılık)

Rasyonalizme göre doğru bilgi olanaklıdır ve doğru bilginin ölçütü akıldır. Rasyonalistlere göre matematik bilgiler, aklın ilkeleri kesin bilgilere örnek oluşturur. Sokrates, Platon, Aristoteles, Descartes, Hegel rasyonalist filozoflara örnektir.

Sokrates: Aklın, değişmez ve gerçek varlığın bilgisine doğuştan sahip olduğunu söyler. Dürüstlük, adalet, iyilik gibi erdemlerin bilgisinin tecrübe ile kazanılmadığını, bu bilgilerin insanda doğuştan olduğunu ileri sürmüştür.

Platon: Zorunlu, kesin, genel geçer bilginin var olduğunu, bu bilgilerin de ideaların bilgisi olduğunu ileri sürer. Ona göre görünüşler dünyasında sürekli değişme olduğundan, bu varlıklar bilinemezler. İdealar dünyası ise ezeli ve ebedi olan ve akılla kavranan gerçeklik alanıdır. İdealar insan zihninde doğuştan yer alır. 2+2=4 idealar dünyasının doğru bilgisine bir örnektir.

Aristoteles: Ona göre bilgi edinme yetisi akıldır. Ancak akıl bilgiyi taşıyan değil, üreten bir yeti olmaktadır. Aristoteles, mantığında kullandığı tümdengelim yöntemiyle, aklın bilgi yapma yetisi olduğunu göstermiştir.

Descartes: İnsan zihninde doğuştan düşünceler bulunduğunu, iyi yönetilen zihnin kesin, genel geçer bilgiye ulaşabileceği görüşündedir.

Başlangıçta, geçici olarak bütün bilgilerinin doğruluğundan kuşku duymuştur. (Metodik şüpheci yöntemi) O, aklın basit ve mutlak doğrulardan hareket ettiğinde, kendisinden kuşku duyulmayan bilgilere adım adım ulaşılabileceğini göstermeye çalışmıştır. “Düşünüyorum, o halde varım” yargısına, bu yöntemine dayalı akıl yürütmesiyle ulaşmıştır.

Hegel: O, doğru bilgiye, hiçbir deneye başvurmadan, yalnızca düşüncenin sınırları içinde kalınarak ulaşılabileceğini ileri sürer. Ona göre doğru bilgiye ulaşmak için, önce varlığa yönelmek, onu düşünceye konu yapmak gerekir. Düşünmek, nesnenin ardındaki ideyi kavramaktır. Aklın yasaları varlığın yasaları ile aynıdır. Hegel’e göre “akla uygun olan gerçek, gerçek olan akla uygundur.”

bc. Empirizim

Rasyonalizmin karşıtı olan bu akıma göre doğuştan gelen hiçbir ilke ya da bilgi yoktur, bütün bilgiler duyu ve deneyimlerden gelir. Güneşin yakıcı olduğu, Tanrı’nın var olduğu bilgisini insan sonradan edinir. Bu akımın savunucuları arasında John Locke ve David Hume vardır.

John Locke’a göre insan zihni doğuştan “boş bir levha” (tabula rasa)dır. Duyu ve deney verileri bu levhayı doldurur. “Zihinde bulunan hiçbir düşünce yoktur ki, daha önce duyularda bulunmamış olsun” sözü ona aittir.

Hume, insan zihnindeki bütün bilgilerini duyu verilerine indirger. Ona göre doğa yasaları gibi düşünce yasaları da insanın alışkanlıklarından başka birşey değildir. Dolayısıyla zihinde bulunan tüm izlenim, kavram ve düşüncelerin temelinde dış dünyanın duyularla algılanması vardır.

bd. Pozitivizm

Pozitif felsefeyi geliştirip sistemleştiren A. Comte’a göre, bilimin tek amacı olgular arasındaki değişmez ilişkileri ya da doğal yasaları bulmaktır. Bu amaç ise yalnızca gözlem ve deney yoluyla gerçekleştirilebilir. Gözlem ve deney yoluyla kazanılan bilgi pozitif bilgidir.

Pozitivizm, araştırma alanı olarak sadece olguları görür. Olguların bilgisi, olayların özünü ve gerçek nedenini vermez; ama olayları idare eden yasaları verir. Bu yasalarla gelecek hakkında öngörüde bulunuruz.

be. Sezgicilik

Bu akıma göre mutlak hakikati kavramanın yolu sezgiden geçer. Sezgi, aracısız ve doğrudan bilmeyi içeren bir yeti olmaktadır. Bütünü, bir bakışla doğrudan kavrama ve keşfetmedir. Duyuların va aklın veremeyeceği hakikat bilgiye ancak sezgiyle ulaşılabilir.

Sezgiciliğin önemli temsilcisi Bergson’dur. Ona göre gerçeklik hayattır, akıştır; bu da yalnızca sezgiyle kavranabilir. Sezgi, varlığın özüne nüfuz ederek gerçekliği oluşturan süreyi, yaşamı içten içe duyarak kavrar.

bf. Kritisizm

İnsan zihninin güçlerine ve insanın neyi bilip neyi bilemeyeceğine ilişkin bir araştırmadan meydana gelen felsefe yaklaşımıdır. Temsilcisi Kant’tır.

Kant’a göre insan aklı, ancak olaylar dünyasını bilebilir. Bu bilginin ham maddesi duyular aracılığıyla gelir. Ham madde zihnin kalıplarına girer, formunu alır ve akıl ilkeleri ile işlenerek dış alemin doğru bilgisi elde edilir.

Bilgi sürecinde insan pasif olmayıp, aktif bir biçimde duyular yoluyla gelen izlenimleri sınıflar, kalıplara yerleştirir ve yorumlar. Ancak insan bilgisi sınırlı olduğundan, zihin, nesne ve olayları gerçekte oldukları şekliyle bilemez. Nesneler insan tarafından, yalnızca zihnin olanaklarına, yapısına, formlarına göre bilinirler. O halde Kant’a göre bilgi, sınırlı ve insana göredir.

bg. Pragmatizm

Doğruluğu ve gerçekliği tek yanlı olarak, yalnızca eylemlerin sonuçları ile değerlendiren ve onlara yalnızca “fayda” açısından bakan felsefe yaklaşımıdır.

Bu yaklaşımın savunucularından W. James’e göre pragmatik yöntem, her kavramı, kendilerinden pratik sonuçlar çıkararak yorumlamaktır; hakikat ise, olacak şeye karşı bizi hazırlayan eylemdir. Doğru fikirler, doğruluklarını uygulayarak ortaya koyabileceğimiz fikirlerdir. Bir fikir, hayatımız için uygun olduğu sürece doğrudur ve iyidir.
Eski 03-07-2007, 17:50   #3
 
ordinaryüs - ait Avatar

Tanımlı


BİLİM FELSEFESİ

Bilimin yapısını, doğasını, bilimsel kuramlarla gerçeklik arasındaki ilişkiyi ve bilimde yöntem problemini ele alır. Yani, bilim felsefesi, bilimle ilgili sorular sorarak, bilim üzerine felsefe yapar.

19. ve 20. yüzyıllarda bilimin olağan üstü başarı sağlaması, ona olan ilgiyi büyük ölçüde artırmış; bu ilgi, düşünen kişileri neyin bilim olduğu, neyin bilim olmadığı konusunda bir takım ölçütler aramaya ve bilimi sorgulamaya götürmüştür. Bunun sonucunda bilim, felsefenin konularından biri olmuştur.

[Zaman içinde doğa bilimlerinin, özellikle de matematiksel fiziğin gösterdiği gelişmeler filozofları çok etkilemiştir. Felsefenin de, bu bilimlerin kullandığı yöntemi kullanması gerektiği düşüncesi yaygınlaşmıştır. 19. yüzyılda egemen olan pozitivizmin de etkisiyle, tek doğru bilginin bilimsel bilgi olduğu düşünülmeye başlanmıştır. Bundan dolayı felsefenin de bilimsel kılınması gerektiği ileri sürülüyordu. Bu anlayışta felsefe artık bilimlerin eleştirisiyle, bilimlerin yöntem sorunlarıyla uğraşacak bir alan olarak görülüyordu. Böylece felsefenin alanı daraltılıyordu. Bilgi, bilimle; felsefe de bilim felsefesiyle özdeşleştiriliyordu. Felsefe yapmak; bilim üzerine düşünmek, bilim mantığı yapmak, bilimin kavramlarını aydınlatmakla bir sayılıyordu.]

1. Bilime Farklı Yaklaşımlar

Filozofların, bilime ilişkin farklı açıklama gayretleri başlıca iki grupta ele alınmaktadır. Bunlar: “Ürün olarak bilim” ve “Etkinlik olarak bilim”dir.

a. Ürün Olarak Bilim

Bu yaklaşım, bilimi ve bilimsel kuramı, bilim adamının yaratıcı etkinliğinin ve çalışmasının sonucunda ortaya çıkan bir ürün olarak görür. Ürün olarak görülen bilimin yapısını, dilini ve yöntemini açıklamaya çalışır. Bilimi, olmuş bitmiş çalışmalarıyla değerlendirir ve çalışmanın ürünlerine bakarak anlayabileceğimizi öne sürer. Başlıca temsilcileri Carnap ve Reichenbach’tır.

Bu anlayışa göre, bilime ait metinler sembolik mantığın diline çevrilir ve bu metinlerin mantığı ortaya konur. Ancak bu şekilde bir önerme, olgusal olarak doğrulanabilir bir hale getirilebilir. Böylece bilim adamının subjektif değerlendirmede bulunabileceği ölçütler ortadan kalkar.

Bu görüşe göre bilimin tüm anlamlı önermeleri aynı zamanda doğrulanabilir önermelerdir. Bilim felsefesinin amacı da doğrulanabilir önermelerden yola çıkarak yeni kuramlar oluşturmaktır. Böyle bir kuram ancak sembolik mantığın yardımıyla temellendirilebilir. Mantık kurallarıyla öne sürülen varsayımlar, deney ve gözlemle doğrulanırsa kuram geçerli, yanlışlanırsa geçersiz olur.

b. Etkinlik Olarak Bilim

Bilimi bir süreç ve bilim adamlarından oluşan bilimsel topluluğun etkinliği olarak değerlendirir. Temsilciliğini T. Kuhn’un yaptığı bu yaklaşım, bilimsel araştırma sürecine giren tüm öğeleri özellikle de bilim dışı tüm öğeleri hesaba katar.

“Bilim bir etkinlik, bir süreç midir?”

“Bilim adamlarının bilimde rolü nedir?”

gibi sorulardan hareket ederek onu meydana getiren topluluğun iç yapısını, inançlarını, ilişkilerini, başkalarının bakış açılarını, kısacası bilimin meydana geldiği kültür ortamını dikkate alır.

Kuhn’a göre bilim, belli bir alanda bilim adamları topluluğunun gerçekleştirmekte olduğu bir etkinliktir. Kuhn, bu görüşünün temeline “paradigma” öğretisini koyar. Ona göre paradigma, olguları açıklamaya yönelik, kanılardan, inançlardan ve değer yargılarından oluşmuş bir çerçevedir. Bilim adamının dış dünyaya bakışını belirleyen bir kuram olmaktadır. Newton’un mekaniği, Kopernik’in güneş merkezli sistemi birer paradigma olmaktadır. Bilim adamları bu paradigmaya göre alanlarındaki problemleri çözmeye başlarlar.

Ancak benimsenen paradigma, problemlere çözüm getirmede yetersiz kaldığında, olguları açıklama gücü oldukça yüksek başka paradigmalar onun yerine geçer. Böylece bilimde ilerleme, bir paradigmadan diğer paradigmaya geçişle gerçekleşir. Örneğin Batlamyus’un yer merkezli sistemi, evrendeki olguları açıklamada yetersiz kalınca, onun yerine Kopernik’in güneş merkezli sistemi yeni paradigma olarak ortaya çıkmıştır.

Ancak bir paradigmadan diğer paradigmaya geçişte, psikolojik, toplumsal pek çok bilim dışı faktörler işe karışır. Bu nedenle Kuhn’a göre bilimsel etkinlikler rasyonel bir faaliyet olmamaktadır.

Kuhn, bir paradigmanın yerine diğerinin geçişini bilimsel devrim olarak niteler. Eski paradigma içinde ortaya çıkan birtakım anomalilerin, yani alışılmışın dışındaki soruların cevaplandırılmasında giderek artan güçlüklerle karşılaşılması bilimsel devrime neden olur.

2. Bilim Felsefesinde Klasik Görüş ve Eleştirisi

a. Bilime Klasik Görüş Açısından Bakış

Bu görüş Auguste Comte’un pozitivizmiyle temsil edilir.

Klasik görüşe göre genel olarak bilimsel yöntem tek ve aynıdır.
Bilim bir doğru boyunca ilerler. Bu, bilimin birikimli olarak ilerlediğinin ifadesidir.
Bilim nesneldir; çünkü bilim bizim dışımızdaki nesnel dünyayı konu olarak alır. Bilim adamının tarafsız olması nesnelliğin temel dayanaklarındandır.
Bütün bilimler birbirleriyle bağlantılıdır. Temelde de birleşirler.
b. Klasik Görüşe Yapılan Eleştiriler

Bu eleştiriler, temelde Kuhn’un görüşleri olarak ortaya çıkmaktadır.

Bilimin nesnel olduğu doğru değildir. Çünkü bilim adamları ön yargılarla, inançlarla dünyaya bakarlar.
Bilim birikimli olarak ilerlemez. Bilimde kopukluklar, zikzaklar, hatta devrimler söz konusudur.
Bilimler temelde tek bir bilime indirgenemez. Gerçeğin farklı boyutlarını ancak farklı bilimler verebilir.
3. Bilimsel Yöntemin Özellikleri

Bilimsel yöntem, olguları betimleme ve açıklama amacıyla izlenen sistemli bilgi edinme yoludur. Bilimlerde yöntem, izlenecek alanın özelliklerine göre belirlenir.
Bilimsel yöntem, zihinsel etkinliği düzenleyen ve zihni hatalardan korumayı amaçlayan bir etkinliktir.
Bilimsel yöntemin başlıca aşamaları vardır. Bu aşamalar; olaylar hakkında gözlem yapılması, bu gözlemlerden hareketle varsayım oluşturulması, bu varsayımın sınanması, böylece bir yasaya veya genelleme olarak ifade edilen bir sonuca ulaşılması şeklindedir.
4. Bilimsel Açıklama ve Öndeyinin Özellikleri

Bilimsel açıklama “neden” sorusunun cevabıdır. “Ay ufuktayken neden tepede olduğundan daha büyük görünür?” sorusuna verilen cevap bir açıklama olacaktır.

Bilimsel öndeyi, bilimsel yasalara dayanılarak, henüz meydana gelmemiş olayları önceden kestirmek, tahmin etmektir. Güneş tutulmasının önceden kestirilmesi bilimsel öndeyiye bir örnektir. Bilimsel öndeyiler, olaylara ve olgulara ilişkin olarak önceden haber verir.

5. Bilimsel Kuramın Özellikleri

Kuram, bir takım ilkelerden, kurallardan yola çıkarak gerçekliği açıklamaya çalışan kavram çerçeveleridir. Darwin’in evrim kuramı gibi. Kuram, belli olgu türleriyle ilgili genellemeleri mantıksal bir düzene sokar.

Bilimsel kuramlar mantıksal bir sistemdir. Kendi içinde bir iç tutarlılığı vardır.
Bilimsel kuram felsefi bir dünya görüşünden farklıdır; çünkü kuram, belli bir olgu türüyle sınırlıdır. Ayrıca felsefi görüşün doğruluğu ya da yanlışlığından söz edilemezken, kuramın doğruluğundan ya da yanlışlığından söz edilebilir.
Kuramlar mutlak anlamda kesinleşmiş değildir. Zaman içinde değişiklikler içerebilirler.
6. Bilimin Değeri

a. Pratik Değeri

Hayatımızdaki faydalarını ifade eder. Rahatlık, konfor sağlama, acıları dindirme gibi. Bilimin pratik değeri daha çok teknolojiye bağlı ortaya çıkar. İnsan bu sayede doğal güçleri denetim altına almaya çalışır. Örnek olarak yıldırımlara karşı paratoner yapar. Bunun gibi, telefonun, uçağın icadı bilimin pratik değeriyle açıklanabilir.

b. Entellektüel Değeri

İnsanın bilme isteğini ve merakını tatmin eder. İnsanı kopyalama çalışmalarının temelinde bu merak yatmaktadır. Billim bu merakın tatmininde aracı olmaktadır.

c. Ahlaksal Değeri

İnsanlara kazandırdığı birtakım karakter özellikleri ve alışkanlıklar bilimin ahlaki değerini ortaya koymaktadır. Nesnel olabilmeyi, sorgulayıcı tavrı kazanmayı sağlar. Bu sayede insan geleneksel kanıların ve bilgilerin gerçeklerle test edilmesi gerektiğini öğrenir.

İnsana bu kadar faydasının yanında bilim, zararlı amaçlar için de kullanılabilir. Bu durumda insanın yaşamını kolaylaştırabilen bilim, yaşamı tehlikeye de sokabilmektedir. Örneğin atom bombası böyle bir tehlikeyi beraberinde getirmektedir. Ancak bu durumda zararlı sonuçlardan sorumlu olan bilim değil, onu üretenler ya da zararlı amaçlar için kullananlardır.

VARLIK FELSEFESİ

Varlığı konu olarak ele alan felsefe, genel bir varlık kavramı üzerinde durur. Varlık, evrende varolan herşeyin ortak adıdır. Buna göre varlık, insan bilincinin dışında ondan bağımsız olabileceği gibi, insan bilincinin içinde, zihne bağımlı olarak da bulunabilir. Örneğin, ağaç, kalem, ev gibi nesneler insan zihninden bağımsız olarak varolan gerçek varlıklardır. Bu tür (gerçek) varlıklar zamana ve mekana bağlı olarak değişir, gelişir ve yok olabilirler.

Sayılar, geometrik şekiller, p (pi) sayısı gibi insan bilincinde ve ona bağımlı olarak varolan düşünsel (ideal) varlıklar da vardır. Bu varlıklar zaman ve mekan dışı olup zihnimizde var olarak kabul ettiğimiz varlıklardır.

Felsefe, düşünsel ve ideal varlığı biraraya getirip genel bir varlık kavramı üzerinde dururken,

“Varlık nedir?”,

“Varlık var mıdır?”,

“Varlığın ilk maddesi nedir?”

gibi sorular sorar. Felsefe, varlıkla ilgili çeşitli soruları problem olarak ayrı ayrı inceleyip tartışma konusu yaparken, iki yaklaşım ortaya çıkar.

Varlık, felsefenin konusu olduğu gibi bilimin de konusunu oluşturur. Ancak felsefe ile bilimin varlığı algılayışları ve yaklaşımları arasında farklılık vardır. Felsefe açısından varlık, bir yönüyle değil, genel olarak ele alınır. Varlığın var olup olmadığı sorgulanır. Felsefede varlık, akıl yoluyla, saf düşünce etkinliğiyle yorumlanır.

Buna karşılık bilime göre varlık; her durumda var olarak kabul edilir. (Felsefedeki gibi var olup olmadığı sorgulanmaz.)

Ayrıca her bilim, varlığın bir yönünü konu alır. Biyoloji canlı varlığı, psikoloji insanın psişik yönünü, coğrafya yerküreyi konu edinir.

1. Metafizik Açısından Varlık

İlk sebeplerin ve nesnelerin ilkelerinin bilgisidir. Bu yüzden o, bilimin ele alamadığı kimi konuları inceleyen, onları açıklamaya çalışan bir bilgi dalı durumundadır.

Metafiziğin üç ana konusu vardır: Tanrı ve Tanrı’nın varlığının kanıtlanması, dünyanın varlığı, ruh ve ruhun ölümsüzlüğü.

Metafiziğin bu konularına hiçbir zaman tartışmasız kabul edilen açıklamalar getirilememiştir. Çünkü, metafizik, varlığın özel alanlarını konu alan tek tek bilimler gibi kesin bir bilim olamaz. Ama insan genel olarak bu konular üzerine soru sorma yeteneğini kaybetmediği ve bilimlerin çalışma alanlarında yeni sorular oluştuğu sürece metafizik, bir tür bilme etkinliği olarak varlığını ve önemini koruyacaktır.

Kant, “İnsan aklı, bilgisinin belli bir türünde özel bir kaderle karşı karşıyadır. İnsan aklı bu bilgisinde öyle sorular tarafından rahatsız edilmektedir ki, akıl onları ne yadsıyabiliyor, ne de yanıtlayabiliyor” demektedir. İşte bu alan metafiziktir.

2. Ontoloji Açısından Varlık

Varlığı ele alan, irdeleyen bilgi dalı ontoloji, varlığı iki temel problem açısından ele alır:

Varlığın var olup olmadığı sorunu
Varlık varsa, bunun ne olduğu sorunu
“Varlık var mıdır?” sorusuna verilen birbirine karşıt yanıt vardır.

Nihilizm: Bilginin mümkün olduğu görüşünü reddeden, kendisinden şüphe edilemeyen hiçbir şeyin olmadığını öne süren ve maddi gerçekliğin varlığını yadsıyan bir öğretidir. Bunun nedeni “varlığın varolup olmadığını bilmenin imkânsız görülmesinde yatar. “Varlık var mıdır?” sorusunu olumsuz karşılar ve “yoktur” diye cevaplar.

Bu yaklaşımı, Gorgias, “Hiçbirşey yoktur, olsa bile bilinemez, bilinse bile başkasına aktarılamaz” sözüyle vurgulamıştır.

Realizm: Varlığı var olarak kabul eder. İnsan bilincinden bağımsız olarak varlığın mevcut olduğunu iddia eder. Realizme göre, biz varlığı ya doğrudan duyularımızla algılarız ve algıladığımız evren bizim kavradığımız gibidir. Ya da zihnin imkânları aracılığıyla onun varlığını biliriz.

Ancak, varlığın varolduğu kabul edildikten sonra, zihne kaçınılmaz olarak “Varlığın ne türden bir varlık olduğu” sorusu belirir. Filozoflar bu soruya farklı şekillerde cevap vermişlerdir.

3. Varlığın Ne Olduğu Problemi

a. Varlığı “Oluş” Olarak Kabul Edenler

Varlıkta sürekli bir değişme ve oluşun gerçekleştiğini savunan yaklaşımdır. Bu anlayış, varlığın statik bir açıdan ele alınamayacağını, onun bir değişme ve oluş süreci olarak görülmesi gerektiğini savunur. O halde evren, mekanik bir varlık değil, canlı bir oluştur.

Oluş görüşünü savunan Herakleitos, bu düşüncesini “Değişmeyen tek şey değişmenin kendisidir” sözüyle dile getirmiştir. Oluşun başlangıcı ve sonu yoktur. Hayat da, bu sürekli varoluş ve yok oluşun ard arda gelişinden ibarettir.

b. Varlığı “idea” Olarak Kabul Edenler

Varlığın idea (düşünce) dan oluştuğunu savunan, varolan herşeyi düşünceye bağlayan, insan düşüncesinden bağımsız bir nesneler dünyasının ya da bir gerçekliğin varlığını yadsıyan yaklaşımdır.

İdealistler, maddenin gerçek olmadığını, gerçeğin zihnimizde yer alan ide’lerden oluştuğunu savunurlar. Örneğin güzellik idesi, güzel diye algılanan bütün varlıklardan daha gerçektir. Bunun gibi ağaç idesi de, şu ağaçtan daha fazla bir şey ifade eder. Çünkü ikinciler varlıklarını birincilerden almışlardır. Güzel diye algılanan bir çiçek yok olur, unutulur ama çiçek fikrinin kendisi yok olmaz.

Platon: Platon’a göre gerçek varlıklar idealardır. Duyusal dünyadaki varlıklar idealardan pay almak suretiyle var olurlar. Bunlar ideaların yalnızca görünüşleridir.

Aristoteles: Aristoteles, idea olarak belirttiği formu varlığın içinde görmüştür. İdealar tek tek nesnelerin özüdür. Madde, bu form sayesinde biçim kazanır ve gerçek olur. Örneğin bir heykelin ideası, sanatçının ona verdiği form, yani biçimdir.

Hegel: Asıl ve gerçek varlık, insan zihninden bağımsız olarak var olan Mutlak akıl (Geist) dır. Bu Mutlak akıl, evrensel ve manevi bir varlıktır. Bu görüşün idealist olarak değerlendirilmesinin nedeni, Hegel’in varlığı temelde tinsel bir töz olarak belirlemesidir.

c. Varlığı “Madde” Olarak Kabul Edenler

Varlığı madde olarak ele alan görüşe materyalizm denir. Materyalizm, evrendeki tek cevherin madde olduğunu, maddenin düşünceden bağımsız olarak varolduğunu ve bütün varlıkların maddeden türediğini ileri sürer. Bilinç, ruh gibi tinsel varlık da dahil, bütün varlığı madde olarak anlar ve maddenin dışında başka bir varlık olduğunu kabul etmez. Düşünme, hayal gibi olayları da maddenin kuvvet ve hareketleriyle açıklar.

Demokritos: Var olan her şeyi sonsuz sayıda atoma ayırmıştır. Her şey atomların birbirlerine çarpması sonucunda, mekanik bir zorunlulukla oluşur. Atomlar belli bir sıra ile birleşerek veya ayrılarak varlıkları oluşturur.

Hobbes: Gerçekte var olanın, cisim veya madde olduğuna inanır. Ona göre dünya mekanik hareket kanunları tarafından yönetilen cisimlerin bütünüdür. Bütün gerçeklikler yalnızca maddi olarak düşünülebilir.

Marks: Evrendeki hareket ve değişme maddeden başka bir şey değildir. Ona göre madde biçim değiştirir. Tüm değişmelerin temelinde karşıtlık ve çatışma vardır. Düşünce, maddeden sonra gelen ve ona bağlı olan varlıktır.

d. Varlığı Hem “Düşünce” Hem “Madde” Kabul Edenler

Varlığın düşünce ve madde gibi iki cevherden meydana geldiğini savunan anlayışa dualist anlayış denir. Dualizm, varlıkta daima iki prensibin varlığını kabul eder.

Descartes: Varlıkta iki töz vardır: Biri “ruh”, öteki de “madde”. Ruh düşünen , madde de yer kaplayan bir tözdür. Bunlar arasında hiç bir birleşme noktası yoktur. Yalnızca insanda bir araya gelirler.

e. Varlığı “Fenomen” Olarak Kabul Edenler

İnsan zihninden tam anlamıyla bağımsız olmayan bir varlık alanı vardır; insan bu varlık alanını bilebilir. İnsanın bilinci tarafından belirlenen bu varlığa “fenomen” denilmektedir. Fenomen, insana görün-düğü şekliyle varlıktır. Fenomene, Husserl’in “özü görme” denilen yöntemiyle ulaşılabilir.

Husserl: Var olanın yalnızca fenomenler olduğunu söyler. Bu fenomenin insan bilinci tarafından bilinebileceğini savunur. İnsan onların özünün bilgisini edinebilir.

Ona göre varlığın bilinçten bağımsız bir var olma durumu yoktur; varlıklar bilincimizin bilgi nesneleri olarak vardırlar. Yani bizim zihnimizin olanakları çerçevesinde var olurlar.

AHLÂK FELSEFESİ (ETİK)

Ahlâk felsefesi, felsefenin insan eylemlerini ve bu eylemlerin dayandığı ilkeleri konu alan dalıdır. Buna göre ahlâk felsefesi, ahlâk alanında hakim olan ilkeleri, “iyi” ve “kötü” nün ne olduğunu, ahlâklılığın ne anlama geldiğini ele alır. Ahlâklılığın ne olduğu üzerinde durur; özünü ve temellerini araştırır. İnsanın davranışlarında özgür olup olmadığını sorgular. Hangi eylemlerin ahlâklı olabileceğini irdeler. Bunlar için bir takım ölçütler koyar. Kısacası ahlâk felsefesi, ahlâk hayatı üzerinde sistemli bir biçimde düşünme ve soruşturmadır.

Her bilgi dalının kendine özgü kavramları ve özel terimleri vardır. Ahlâk felsefesinin de “iyi”, “kötü”, “özgürlük”, “erdem”, “sorumluluk”, “vicdan”, “ahlâk yasası”, “ahlâki karar”, “ahlâki eylem” olarak belirlenen kavramları vardır. Şimdi bu kavramların neyi anlattığını kısaca belirtelim.

1. Ahlak Felsefesinin Temel Kavramları

İyi: Ahlâk açısından yapılması uygun olan, iradenin yapılmasına özgürce karar verdiği eylemlerdir.

Kötü: Ahlâk yasası açısından yapılması uygun olmayan eylemlerdir.

Özgürlük: İradeyi kullanarak istediğini yapabilme halidir.

Erdem: İradenin cesaret, cömertlik, bilgelik gibi iyiyi yapmaya yönelmesidir.

Sorumluluk: İnsanın bilerek ve iradeli olarak yaptığı bir işin, bir davranışın sonuçlarını kabullenmesidir.

Vicdan: İyi ile kötüyü birbirinden ayırabilme gücüdür. (Bireyin, kendi tutum ve eylemlerini değerlendirme yetisi)

Ahlâk yasası: Uyulması ahlâk açısından gerekli ve geçerli olan kurallardır. Bu kurallar kişinin ne yapması, ne yapmaması, davranışlarının nasıl olması gerektiğini gösterirler.

Ahlâki karar: Kişinin, ahlâk yasalarına kendi hür iradesi ile uymasıdır. Bu uyma dışardan herhangi bir zorlama ile değil, bireyin kendi isteğiyle olmalıdır.

Ahlâki eylem: Ahlâk kurallarına uygun ve iradeli olarak bir şeyi yapmaktır.

2. Ahlâk Felsefesinin Temel Soruları

a. Ahlaki eylemin bir amacı var mıdır?

Bu soruya filozoflar farklı cevaplar vermişlerdir.

Ahlâkın amacını mutluluk - haz olarak açıklayan filozoflardan Epiküros’a göre mutluluk; yaşamdan “haz” alabilmektir. Haz, en yüksek iyidir. Ancak bu haz duyusal bir haz olmayıp, bedenin acılardan uzak olması, ruhun huzura kavuşmasıdır.

“Fayda”yı ileri süren filozoflara göre mutluluk, insanın tutkularına engel olması, toplumun çıkarının kişisel çıkarlardan üstün tutulmasıdır.

Kant’a göre ise ahlâki eylemin amacı mutluluk değil “ödev” olmalıdır. Ödev, iyiyi istemedir. Bunun gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi önemli değildir.

b. İnsan ahlâki eylemde bulunurken özgür müdür?

Bu soruya filozoflar birbirine karşıt iki cevap vermişlerdir.

İnsanın eylemlerinde özgür olduğunu ya da olmadığını savunanlar kendilerine göre psikolojik, sosyal, ahlâki ve hukuki kanıtlar ileri sürmektedirler.

Eylemlerin özgür olduğunu savunan filozoflar, kişinin kararlarında tamamen özgür olduğunu ileri sü-rerler ve özgürlük için sınır tanımazlar.

Eylemlerin özgür olmadığını savunanlar ise herşeyin önceden belirlenmiş olduğuna, insanın önceden belirlenmiş olanları hiçbir şekilde değiştiremeyeceğine inanırlar. Bunlara göre insan, rüzgarın önündeki yaprak gibidir. İrade içten ve dıştan gelen etkenler tarafından belirlenir. İnsan karar alırken içinde bulunduğu koşulların etkisindedir. Bu koşullar serbest karar vermeyi önler.
Eski 03-07-2007, 17:50   #4
 
ordinaryüs - ait Avatar

Tanımlı


İLKÇAĞ MEDENİYETLERİNE
BAKIŞ

Düşünce tarihinde, evreni, evrendeki değişimi, varlıkları, insanı açıklamak için birçok çaba vardı. Ancak bunların felsefe sayılabilmesi akıl ilkelerine uygunluğuna, geçerli çıkarımlara dayanmasına bağlıydı ki, bu da karşımıza ilk defa Yunan medeniyetinde İlkçağ felsefesi olarak çıkar. İlkçağ felsefesini, incelediği konulara göre genel olarak beş bölümde incelemek mümkündür.

Konusu, varlığın ilk ve ana maddesi (arkhe) olan “Doğa felsefesi”
Konusu, bilgi, erdem ve mutluluk olan sofistlerin “İnsan felsefesi”
Konusu, var olan her şeyi idealarla açıklayan Platon’un “İdeal felsefe”si
Konusu, felsefenin metodikleştirilmesi yani mantık olan Aristoteles’in “Sistematik felsefe”si
Konusu, mutluluk olan ve ahlak üzerinde yoğunlaşan Hellenistik dönemin “Roma felsefesi”
Belirtilen konularda açıklamalarda bulunan filozoflar, başka alanlarda da düşünce üretmişlerdir. Ancak belirleyici konular bunlardır.

1. Doğa Felsefesi

Doğa filozofları “arkhe” sorunu üzerinde yoğunlaşmışlar, dış dünyadaki varlıkların kendisinden türediği ilk madde olan arkhenin ne olduğunu akla dayalı sorgulamışlardır. Arkhe olarak, kendi kendisini harekete geçirecek ilk maddeyi aramışlardır.

MÖ. 600’ ler de Thales’le başlayan doğa felsefesi yaklaşık iki yüzyıl süren bir dönemi kapsar. Doğa felsefesinde amaç, varlığın ana ilkesini bularak, her türlü varolanı bu ilke ile açıklamaktı. Felsefeyi bir doğa açıklaması olarak gören bu yaklaşıma göre, varlığın ana maddesi felsefi düşünüşle belirlenebilir; doğa, evren ve insan bu ana ilkeyle açıklanabilir.

Thales

Yaşadığı (Milet) ve gezdiği (özellikle Mısır) yerlerde suyun hayat verdiğini görmüş ve varlığın özünün (arkhe) “su” olduğunu ileri sürmüştür. Thales’i bu yargıya götüren gözlemdir. Ona göre tüm şeylerin besini nemdir ve ısı, nemle yaratılıp nemle diri tutulur. Böylece su, her şeyin tek ilkesi olur.

Anaximandros

Thales gibi arkhe sorunu ile ilgilenmiş ve evrenin özünün, ilk ana maddesinin ne olduğunu sorgulamıştır. Sonsuz çeşitlilikteki varlığın ancak yine sonsuz bir maddeden oluşabileceğini savunarak buna “Apeiron” adını vermiştir. Her şeyin kendisinden çıktığı temel madde, hiçbir zaman soyut bir şey olarak düşünülmemelidir. Onun tek özelliği vardır; “sonsuz ve sınırsız olması”.

Anaximenes

Canlı olan her şeyin nefes aldığını, canlılığını yitiren şeylerinse bu nefeslerini ve sıcaklıklarını kaybettiklerini gözleyerek, varlığın özünün bu sıcak nefes olduğunu savunmuştur; buna “hava” (psüke) adını vermiştir. Anaximenes “Bir hava (soluk) olan ruhumuz bizi nasıl ayakta tutuyorsa, bunun gibi bütün evreni de soluk ve hava sarıp tutar” demektedir.

Herakleitos

Herakleitos’a göre evrenin ana maddesi “ateş”tir. Ateş bütün var olanların ilk ve gerçek temelidir. Bütün karşıtların birliğidir. İçinde bütün karşıtların eridiği birliktir.

Herakleitos’da evren devamlı akan bir süreçtir, başı sonu olmayan bir değişmedir; hiç durmayan bu değişme içinde değişmeden kalan hiçbir şey yoktur. Her şey akar. Bu sürekli oluş içinde kalıcı bir şey olduğunu sanırsak bu bir yanılmadır, bir aldanmadır. Kalıcı şeyler varmış sanısına kapılmamız, değişmenin kuralsız değil de belli bir düzene, ölçü ve yasaya göre olması yüzündendir. Herakleitos’a göre evrende egemen olan yasadır, düzen ve akıldır. (Logos)

Pythagoras

Pythagoras, her şeyin kendisinden çıktığı arkhe olarak “sayı”yı görmüştür. Ona göre matematik her şeyin özüdür. Evrenin kökeni somut varlıklar değil, sayılardır. Örneğin bir sayı belli özellikleriyle adalettir, bir başkası ruhtur, bir başkası akıldır. Onlara göre evren bir sayı uyumudur. Sınırlı ile sınırsız, tek ile çift, yetkin ile yetkin olmayan karşıtlar kozmosda uyuma varırlar.

Parmenides

Parmenides, felsefesini, değişmeyen, hareket, et-meyen, bölünmeyen şeye, bir tek kurala bağlar. Bu kural “Bir”dir. Akıl, gerçek evrenin, varolanın bir olduğunu gösterir. “Bir”, Tanrı ile özdeştir. “Bir” birliktir, kendi içine kapalıdır, doğmamıştır, yok olma-yacaktır, değişmez, bölünmez, yoğunlaşmaz, seyrekleşmez. Onun dışındaki her şey yalnızca bir görünüş, bir aldatmacadır. Parmenides’e göre çokluk ve değişme de bir yanılmadır.

Elealı Zenon

Zenon, çokluğu ve hareketi varsaymanın düşünülemeyeceğini, böyle bir düşüncenin insanı çelişmelere sürükleyeceğini göstermeye ve kanıtlamaya çalışır. Bu kanıtlarda, sonsuz bölünebilen bir uzay ve zamanı kabul etmenin, bizi nasıl bir yığın güçlükle karşılaştırdığı göstermek istenir. Ona göre, varolanı bir çokluk ve hareket diye düşünürsek çelişmelere düşeriz; öyle ise varolan ancak “bir” ve “hareketsiz” olandır.

Ksenofanes

Ksenofanes, halk dininin Tanrıları insanlaştırmasına karşı çıkmıştır. Ona göre bir Tanrı vardır, bu Tanrı’nın ne biçimi ne de düşünmesi ölümlülere benzer. Bu tek Tanrı baştan aşağı işitme, baştan aşağı düşünmedir. Tanrı, her şeyi düşünceleri ile zahmetsizce yönetir.

Empedokles

Empedokles’e göre evrenin özünü oluşturan, gerçekten var olan dört öğe vardır. “Toprak”, “hava”, “su” ve “ateş” olarak belirlenen bu dört değişmez öğe, her şeyin temelinde yer alır. Evren-deki geri kalan tüm varlıklar, evrendeki oluş ve de-ğişme, bu dört maddenin farklı oranlarda birleş-mesinden meydana gelmiştir.

Anaksagoras

Anaksagoras, varlığın ilkeleri olarak sonsuz sayıda “tohum” (spermata) olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu tohumlar sayılamayacak kadar çok ve sonsuz küçüktürler, yaratılmamışlardır, yok edilemezler; temel nitelikleri sonsuza kadar değişmeden kalırlar. Toplam sayıları sürekli aynı kalır; onlardan ne bir şey kaybolabilir, ne onlara bir şey katılabilir; ne nitelikleri, ne sayıları değişir. Onlar için ne doğma, ne bozulma vardır.

Demokritos

Demokritos’a göre evrenin ilk ana maddesi “atom” parçacıklarıdır. Nasıl ki dilde her kelime bir takım harflerin birleşmesinden meydana geliyorsa, bunun gibi nesne de atomların birleşmesinden meydana gelir. Ayrıca bir kelimedeki harfler şekil ve yer olarak biri ötekinden ayrılabilir. Aynı şekilde atomlar da şekli ve durumları bakımından birbirlerinden ayrılabilir.

2. İnsan Felsefesi (Sofistler)

Sofist sözcüğü, bilen, bilgili kişi demektir. Zaman içerisinde söz söyleme sanatı üzerinde ders veren kimse anlamını kazanmıştır.

Bilginin kaynağını irdeleyen sofistler, bu kaynağın beş duyu organı olduğuna karar vererek bunlardan bize gelen verilerin yanıltıcı olduğunu söylemişlerdir. Hatalı kaynaktan gelen bilgiler de güvenilmez olduğu için, gerçek bilginin varolmadığını savunmuşlardır. En önemli temsilcisi Protagoras’tır.

Protagoras

Protagoras’a göre genel geçer bilgi yoktur. Bu düşüncesini “Her şey insana nasıl görünüyorsa öyledir. Rüzgar üşüyen için soğuk üşümeyen içinse soğuk değildir” diyerek dile getirir.

Gorgias

Gorgias, varlık üzerinde bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını ileri sürer. Bunu da üç tezle ispatlamaya çalışır. Bunlar; “Bir şey yoktur. Bir şey olsaydı bile biz bilemezdik. Bilseydik de başkasına anlatamazdık.” Gorgias’da bu görüşüyle mutlak bilginin olamayacağını savunur.

Sokrates

Bu dönemde yaşayan Sokrates gerçek bilginin varolduğunu ve tüm bilgilerin doğuştan yer aldığını söyleyerek, öğrenmenin sadece hatırlamaktan ibaret olduğunu savunmuştur. Amacı insanları “hakikat’in bilgisi” ne ulaştırmaktır.

3. İdeal Felsefe

Platon

Platon’a göre bilgilerimiz doğuştandır. Bu dünyada gördüklerimiz gerçek şeyler olmayıp, bilgilerimizin birer silik kopyalarıdır. Gerçek değişmez. Oysaki bu dünya durmadan değişmektedir. Bu değişen şeyler bilgimizin konusu olamazlar. Platon bu düşüncesini idea öğretisi ile pekiştirmeye çalışır. Bu öğretiye göre iki evren vardır. İçinde yaşadığımız evren yani görünüşler evreni sürekli değişir, yok olur. Bundan dolayı bu evren gerçekte var değildir. Gerçekte var olan idealar evrenidir. Platon bu evrendeki değişmez, sabit, kalıcı varlıklara idea adını verir. Bu dünyanın sadece bir yansıma olduğunu, herşeyin özünün “ide”ler olduğunu söyleyen Platon, yaşadığımız evrenin sadece bir gölge olduğunu ileri sürmüştür. Bu yüzden sanat, sadece bir taklittir. Bir sanat eseri idealar dünyasındaki aslına ne kadar çok benzerse o kadar çok değerli olur.

İdea, birliği olan, kendi kendisiyle hep aynı kalan şeydir. Meydana gelen, sürekli değişen, yok olan nesneler ideadan pay alırlar. İdea tek nesneye girer, onda bulunmasıyla nesneye varlığını, niteliklerini, ölçü ve orantılarını kazandırır.

4. Sistematik Felsefe

Aristoteles

Platon’un öğrencisi olan Aristoteles, sistematik felsefenin kurucusudur. Bu durumun nedeni İlkçağda felsefi düşünceyi belli ilkelere dayandırmasıdır. Aristoteles ayrıca mantık biliminin de kurucusu olarak kabul edilmektedir.

Platon’dan farklı olarak Aristoteles, gerçekten var olanın şu insan, şu kalem gibi tek tek varlıklar olduğunu ileri sürer. İdealar bireysel varlıklardan ayrı bir var oluşa sahip değildir. Ona göre idealar, duyumlar dünyasının dışında değil, içinde yer almaktadır. İdealar tek tek bütün nesnelerin özüdür; onların var oluşlarının nedenidir.

Aristoteles’e göre var olan her şey iki temel bileşenden meydana gelir. Madde ve form. Bir cismin maddesi, onun yapıldığı malzemesidir. Bir vazonun maddesinin toprak olması gibi. Bir cismin formu ise, ona şeklini veren biçimdir. Vazonun şekli, onun formudur.

Aristoteles, insanın yaşamdaki amacının mutluluk olduğunu söyler. İnsanı insan yapan, onu diğer tüm varlıklardan ayıran şey, onun aklıdır. İnsan ancak aklı ile aklının faaliyeti ile mutlu olur.

Aristoteles’e göre insan her şeyden önce toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle insan ahlaki olgunluğa ancak toplumda erişir. Devletin asıl amacı, yurttaşların ahlaki bakımdan gelişmeleri ve olgunlaşmalarıdır.

ROMA FELSEFESİ

Bu felsefe, maddi açıdan sorunsuz bir hayatın yaşandığı dönemlerde Roma’da ortaya çıkmıştır. Bu dönemde felsefe, pratik bakımdan ele alınıp işlenmiştir.

Bu dönem felsefesi insanı mutlu bir yaşama ulaştırmayı, bireye güven ve bilgelik kazandırmayı amaçlar. Bu dönemde insanlar bilmek ve anlamak amacıyla felsefe yapmak yerine, felsefeye kısa yaşamlarında kendilerine yol göstermesi için yönelmişlerdir; ahlak felsefesi büyük önem kazanmıştır.

1. Septisizm (Şüphecilik)

Septisizm, insan zihninin değişmez bir gerçeğe ulaşamayacağını, hakikat olarak kabul edilebilecek bir şey için zihnimizde bir ayraç bulunmadığını, bundan dolayı da kesin hükümler vermekten kaçınmamızı ve her şeyden kuşku duymamızın doğru olacağını kabul eder.

Şüpheci filozoflar, bir bilginin doğru ya da yanlışlığına ait yargıyı kabul etmedikleri gibi inkar da etmezler. Onlara göre gerçek bilgi yoktur. Onun için mutlak yargı vermekten kaçınılmalıdır. Mutluluk, üzücü olaylar karşısında hiç tepki vermeden, duyguları dizginleyerek yaşamasını öğrenmekte gizlidir. Temsilcileri Pyrrhon ve Timon’dur.

Pyrrhon

Pyrrhon’a göre bir konuda nasıl bir görüş ortaya atılırsa atılsın, bu yargıyı aynı şekilde başka bir yargı ile çürütmek mümkündür. Örneğin, Tanrı’ların hem varlığı hem yokluğu savunulabilir. Bu yargıların hangisinin doğru olduğu bilinemez. Bundan dolayı da hiçbir şey için belli bir şey diyemeyiz.

Pyrrhon’a göre hiçbir şey bilinemez; bu nedenle sonuna kadar her şeyden kuşku duymak gerekir. Hiçbir filozofun dünya hakkındaki yargısı birer gerçek olarak ispatlanamaz. Bu konular hakkında susmak en doğru harekettir.

Timon

Timon’a göre algılarımız ve bilgilerimiz ne doğru ne de yanlıştır. Öyleyse ne duyularımıza ne de aklımıza güvenmeli, her hangi bir yargıda bulunmadan yargıyı askıya almalıyız. Bunun sonucunda her şeye kayıtsız kalmayla belirlenen sükunet ve ruh dinginliği olacaktır.

2. Epiküros Felsefesi

Epiküros felsefesi, insan yaşamının temel amacının haz olduğunu söyleyen ahlak felsefesidir. Buna göre felsefenin başlıca görevi, insana mutluluğu sağlamaktır. Felsefe bunu her şeyden önce insanı, Tanrı, ölüm ve kader korkusundan kurtarmakla yapabilir. Temsilcisi Epiküros’tur.

Epiküros

En yüksek iyi, hazdır. Epiküros, haz deyince “acıdan kurtulmuş olma” anlamındaki hazzı anlar. Acıdan kurtulma; vücudun ızdıraptan, ruhun huzursuzluktan kurtulmuş olmasıdır. Kısaca haz, acısızlıktır, acı karşısında özgürlüktür.

Epiküros’un görüşü, insanın ruhsal sükunete ulaşmasını engelleyen üç korkudan (Tanrı, ölüm, kader) kurtulmasını öngörür. İnsan bu korkulardan kurtulduğu zaman, en yüksek amaç ve mutluluk yolunda tüm engelleri aşmış olur. Söz konusu yanlış inançların, ancak onların yanlışlığını ve temelsizliğini ortaya çıkaracak bir varlık görüşüyle ortadan kaldırılabileceğini düşünmüştür.

3. Stoa Ekolü

Stoalılara göre evrende gözlemlenebilir olan doğal güzellik, bir düşünce ilkesinin, yani her şeyi insanın iyiliği için düzenlemiş olan bir Tanrı’nın var oluşuna işaret eder. Bu nedenle ahlak alanında kaderciliği savunan bu anlayış, her yaratılanın bir amacının olduğunu ve isteğe bağlı olmaksızın yazgımızın gerçekleşeceğini ifade eder.

Stoalılara göre gerçek özgürlük, insanın kendisini duyguların kölesi olmadan, akla uygun davranışlarda bulunabilmesiyle hayata geçirebileceği iç özgürlüktür. Bu açıdan değerlendirildiğinde bir köle özgür, bir kral da aslında köle olabilir.

Temsilcileri Kıbrıslı Zenon ve Epiktetos’tur.

Kıbrıslı Zenon

Zenon’a göre her insanın kaçınamayacağı, yaşamına hakim olan bir yazgısı vardır. Yaşamın şekli insan için önceden belirlenmiştir. Bunun için insan, yazgısını olduğu gibi kabullenmelidir.

Epiktetos

“Bir deniz yolculuğuna çıkarken, gemiyi, kaptanı ve havayı ben seçerim. Yolda bir fırtına çıkarsa asla umursamam, bu benim işim değildir. Ben kaptanı seçerim, fırtına ile o uğraşır.” diyen Epiktetos, insanın gücü yetmeyen işlerle uğraşmamasını mutluluğu için şart koşmaktadır.

4. Yeni Platonculuk

Felsefeye dayanarak dini bir dünya görüşü geliştirme çabasıdır. Kurucusu Plotinos, maddi dünyanın gerçek olamayacağını, sadece değişmeyen bir şeyin gerçek olabileceğini düşünür. Bu değişmeyen varlık ise Plotinos’a göre Tanrı’dır.
Eski 03-07-2007, 17:51   #5
 
ordinaryüs - ait Avatar

Tanımlı öss Felsefe


Kaynak:torpil.com
Eski 03-07-2007, 17:57   #6
 
imposibıl - ait Avatar

Tanımlı


Etiket: izle, indir, nedir.
emeğine sağlık...
Cevapla


Konuyu 1 kişi dikizliyor. Bu kişilerden 0 tanesi bizden, 1 tanesi tanrı misafiri.
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster


Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevaplar Son Mesaj
Felsefe Aphrodite Ekshi sözlük 6 08-01-2008 03:22
Sanat ve felsefe Lurida lurida Felsefe 1 09-04-2007 17:54
Felsefe İçeren Hikayeler Artemis Felsefe 16 22-03-2007 12:52
Türkiye'de Felsefe Artemis Felsefe 1 03-03-2007 18:33
Felsefe tarihi .. Lurida lurida Felsefe 1 18-01-2007 11:42


Forum yazılımı ve sürümü Destekleyenler ve desteklediklerimiz
Forum yazılımı olarak vBulletin v3.8.4 sürümünü kullanmaktayız.
Telif hakları vBulletin © 2000-2010 Jelsoft Enterprises Ltd.'e aittir.
Kuruluş 2005 © Ekshi.net - Konnektın pipıl.
Tema adı Yeni Hayat Tasarım ogogi
Bu site buradaki kişilerin marifetidir.

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:35 .



Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2